Yeni Yıl

30 Eylül 2011 Cuma

Merhabalar, nasılsınız? İnşallah hepinizin sağlığınız ve keyfi yerindedir.. Sizler iyi olursanız burada daha keyifli paylaşımlar yapacağımızdan adım gibi eminim. Bu da beni çok mutlu eder, dolayısıyla burada olmaktan sizin de mutlu olacağınız düşünüyorum yanılıyor muyum?  Yok yok yanılmıyorum çünkü beni sevmeseniz neden okuyasınız ki değil mi? Açıkcası ben hoşnut olmadığım bir yazıyı veya bloğu okuyamam.
Güzel bir hafta sonu diliyor, hepinizi sevgiyle kucaklıyorum. 

Bu hafta tariflerimize sarmalardan dolmalardan devam edelim istedim..



















Zeytinyağlı Biber dolması

Malzemeler: (4 kişilik)

10 adet dolmalık
  2 kuru soğan,
  2 diş sarımsak 
10 tepeleme yemek kaşığı pirinç
  1 yemek kaşığı salça
  3 yemek kaşığı zeytinyağı
  1 domates (kabukları soyulup çok ufak doğranmış)
  Kıyılmış maydonoz, tuz,
  Karabiber, kimyon,kuru nane
  limon suyu,toz şeker, sumak

Hazırlanışı:

Dolmalık biberler yıkanıp tohumları ayıklanır. tuz ve karabiberle ovulup ters çevrilir. 
Soğan ve sarımsaklar incecik doğranır. doğranmış domates, salça ve diğer malzemeler ilave edilerek suluca bir kıvamda ve çiğ olarak iç hazırlanır. tuzu baharatı ayarlanır.
Her dolma içine ağız kısmından biraz boşluk kalacak şekilde doldurulur.
Dolma biberlerin ağız kısmına bir dilim domates konur
Geniş tabanlı bir tencereye yanyana dizilir. 
Üzerlerine çok az zeytinyağı gezdirilir.
Yarıya kadar sıcak su ilave edilip yumuşayana kadar pişirilir.
Ilık veya soğuk servis edilir.
Afiyet olsun.















26 Eylül 2011 Pazartesi


















      Güzel bir eylül haftasına iyi başlamanız dilekleriyle merhabalar, nasılsınız? Artık kışlık yiyeceklerin hazırlanma vakti geldi hatta geçmeye başladı bile..Bu gün sizlere mayıs ortalarında yaptığım ama yayınlayamadığım  zeytinyağlı yaprak sarmasını ikram etmek istiyorum. her sene bahçemdeki asmadan taze taze toplar derindondurucuma kışın tüketmek üzere kaldırırım. 

     Ben kıymayı, sadece asma yaprağının ilk çıktığı körpe yapraklarında  kullanmayı severim . Sanki en çok o körpe yapraklarla en lezzetli halinde oluyorlar gibi..Daha sonra da illa ki zeytinyağlı olur. Bu belki bizim tüm yemekleri zeytinyağlı yapmamızdan ve eti et olarak tüketmemizden  kaynaklanıyor. Eti kıymayı koyduğum yemekler sınırlıdır. Örneğin karnıyarık ,kabak dolması, köfteli patates yemeği, güveç ..sayılıdır yani..Eğer denerseniz üzerine piştiğinde erittiğiniz tereyağ gezdirmeyi ihmal etmeyin olur mu?


Malzemeler:


1/2 kğ orta yağlı dana kıyma
1 su bardağı pirinç

1 büyük boy soğan, 2 diş sarımsak
1 y. kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1/2 tatlı k. karabiber, 1/2 tatlı k. yenibahar,  1/2 tatlı k. kimyon
ince kıyılmış maydanoz
1 bardak su
1/2 kg. taze yaprak


Üzerine gezdirmek  için :


2 Yemek kaşığı tereyağ


Hazırlanışı:


Yapraklar kaynar suda 2-3 dk. haşlanır ardından soğuk suya alınır.
Dolma içi  çiğden hazırlanıp tuzu baharatı ayarlanır. Yapraklara azar azar konup parmak kalınlığında ince ince sarılır. (orijinalinde sarmalar benim bildiğim etli yaprak sarması incecik, zeytinyağlı olanı kalınca sarılır.
Sarma işlemi bitince bir tencereye yanyana düzenli bir şekilde dizilir.






Üzerlerine  bir bardak sıcak su ve bir kaşık tereyağ ilave edilip üzerlerine bir tabak kapatılır, yumuşayana kadar pişirilir . Pişme işlemi tamamlanınca yaprakların kararmaması için 15 dakika kadar kapak açılmaz, Dinlenen ve ılıyan sarmalar isteğe bağlı salça soslu veya çırpılarak inceltilmiş yoğurt sosuyla servis edilir. Afiyet olsun.

Not:
Salça soslu yapmak isterseniz inceltiğiniz salçalı suyu sarmaların üzerine gezdirip pişirin. Eğer yoğurt soslu yemek isterseniz sıcakken tabağı aldığınızda sosu üzerine gezdirip kapağını tekrar kapatın dinlenmeye bırakın kapatın. 

22 Eylül 2011 Perşembe







Hindistan cevizine bulamayı unuttuğum ama tadına doyulmayan yeni versiyon Saray Sarması, Sadrazam Sarması vs.


 Bu sıralar her şeyi birbirine karıştırıyorum, Allahtan sonuçta yepyeni tarifler ve güzel lezzetler ortaya çıkıyor. Bu tarif, tamamen evde tadilat boya badana curcunası aşamasında her yer herdeyken o günkü tatlı krizi sonucu ortaya çıktı bundan emin olun. Hiç malzeme var mı yok mu bakılmadı bile hooop krema hazırlandı. Hindistan cevizi ve fıstık tozu bulundu bir kenara alındı. Bir an önce yenilsin diye kek yapmaya üşenildi hemen dolabın bir kenarında artan ve değerlendirilmeyi bekleyen kek rondoda ufalandı. Tabii bu arada kırk çeşit işi de halletmeye çalışmaktan hindistan cevizi unutulup ıslak tepsiye krema bir çırpıda boca edildi tepsiye bakıp bakıp sonrada sağlık olsun dendi. Birazcık ruloları kıvırmakta sıkıntı çekildi ama sonuç işte resimde görüldüğü gibi saraylara layık bir lezzet çıktı. Artık sadrazam sarması mı dersiniz padişah sarması mı  dersiniz o size kalmış… Tadı nasıl mı derseniz vallahi yeniden yapılması istendi..  

Kreması İçin:
     4 yemek kaşığı un+nişasta karışımı
     1 su bard.toz şeker
     2,5 su bardağı süt
     2 y. kaşığı tereyağ
     1 paket vanilya
   
Dış kaplaması İçin:
 2 su bardağı hindistan cevizi rendesi( unutulduuuuu)

İç Malzemesi:
 2 su bard. Kakaolu kek  kırıntısı
 Toz Fıstık, fındık vs.
YAPILIŞI:
  1. Önce kremayı hazırlanır. Tereyağ ve vanilya hariç diğer malzemeler birlikte iyice çırpılır göz göz olana kadar muhallebi kıvamında  pişirilir.
  2. Diğer malzemeler ilave edilip ocaktan alınarak bir süre daha çırpılır.
  3. Bir tepsinin tabanı  2 bardak Hindistan cevizi kaplanır. Üzerine dikkatlice krema yayılır. Tekrar üzerine  kek  kırıntısı ve toz fındık yayılır .  
  4. Buzdolapta soğumaya bırakılır. Servis yaparken dilimlenir ve her bir dilim spatula yardımı ile kendi etrafına kıvrılarak rulo yapılır. Üzerine servis yaparken toz fıstık serpilir..




21 Eylül 2011 Çarşamba

  • 21 Eylül 2011 Çarşamba
  • 3 yorum


                                      





20 Eylül 2011 Salı

Bu böreği genç kızken bile evde malzememiz oldukça yapardım. Yine yıllar önce çalıştığım serviste bir akşam çok cüzzi bir para toplayıp ertesi gün için kendilerine birşey yapacağımı ve onun içinde malzeme alacağımı söylemiştim, toplanan sembolik paraya ilave para katıp malzemelerini almıştım ve ertesi sabaha bu böreği yapıp getirmiştim, arkadaşlarım o kadar çok beğenmişlerdi ki ikinci defa ne zaman malzeme parasını toplacaksın diye takılmışlardı.Sizinle paylaşmak bu güne kısmetmiş. buyrun tarifini..



















MALZEMELER:

6 adet yufka

İç malzemesi:
300-400gr. Kıyma
1 adet iri kuru soğan (ince kıyılmış) 
2 yemek k. margarin

Ara sosu:
1 su bard. süt
2 yumurta
125 gr. sana margarin ( 2 y.kaşığı kıyma için ayrılacak)

 

Üzeri için :
Yumurta sarısı, çörek otu


















Hazırlanışı:

Kıyma, soğanla birlikte 2 kaşık margarinde kavrulur tuz ve karabiberle tatlandırılıp soğumaya bırakılır.
 Diğer yanda kalan margarin eritilir. içine 1 tam yumurta ve diğerinin beyazı ilave edilir sütle birlikte iyice çırpılır. Bir adet yufka tezgaha serilir. Üzerine eritilmiş karışımdan sürülür
İkinci yufka serilip aynı işlem yapılır sekiz parçaya kesilir geniş kenarına kıymalı harçtan konup irice sigara böreği gibi sarılır ucu su ile yapıştırılır.
bütün yufkalar bu şekilde tamamlanır ve her sarılan sana böreği yarısına kadar soğuk su konmuş bir tepsiye yan yana dizilir.
Yarım saat kadar suyu çekmesi sağlanır Her rulo avuç içinde hafifce sıkılarak  yağlanmış tepsiye aralıklı olarak dizilir yarım saat bekletilir ve üzerine çırpılmış yumurta sarısı sürülür ve çörek otu serpilir.
Sıcak fırında nar gibi oluncaya kadar pişirilir sıcak servis yapılır. Afiyet olsun.

Not: bu börek peynirle de yapılabilir fakat en lezzetlisi kıyma ile olanıdır. 
Dilerseniz kıyma içine kuş üzümü ve dolmalık fıstık ilave edebilirsiniz. 


13 Eylül 2011 Salı

Yazıma ilişkin sonradan eklenmiş  önemli Not:
Sevgili Bloger arkadaşım http://hayatcemresi2.blogspot.com/ bu konuya değinmiş, ben hem arkadaşımın paylaşımını, hem de Fatih Altaylının  Milliyetteki yazısını alıntılayıp burada bahsetmek istedim.  Fakat alıntımın adresini belirtmeyi ne yazıkki büyük bir dalgınlıkla unutmuşum. Beni bu konuda uyardığı için çok teşekkür ederim. Hiç bir art niyet olmadığını belirtir, benimde böyle konularda ne kadar duyarlı olduğumu takip edenler bilir .


Bu yazıya lütfen kulak verelim. Günlük yaşamımızda  bilinçsiz bir şekilde kullandığüımız bir çok ürün gibi maalesef bunuda kullanıyoruz. Plastiklerin, naylon poşetlerin, pet şişelerin hayatımızdaki yerini düşünürsek tehlikenin boyutunu da görebiliriz.
Milliyet gazetesinde Fatih altaylı nın yazısı bizi birkez  daha bu konuda duyarlı olmamızın artık elzem olduğunu vurguluyor. Doğrusu ben artık kesinlikle buna dikkat edeceğim.
"Önceki gün, bir yakınımın ameliyatı için, Türkiye’nin önemli hastanelerinden birindeydim. Ameliyat sonrası, alanında Türkiye’nin değil, dünyanın en iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi. Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere. Konuşurken, önümdeki masada duran “pet” şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım. Profesör doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı. Suyu doldurduğum bardağı aldı. Görevliyi çağırdı. Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya boşaltmasını söyledi. “Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin” dedi.

“Ne oldu hocam, sular zehirli de bizim haberimiz mi yok” dedim şaşkınlıkla. “Keşke zehirli olsa. Panzehiri olur, ilacı olur. Bunlar zehirden beter” dedi ve anlattı. “Son yıllarda kanser olaylarında büyük patlama yaşanıyor. Çok ileri yaşlarda ortaya çıkması gereken bazı kanser türleri, çok erken yaşlarda görünür oldu. Yaşlılarda görülecek lenfomalar, gencecik insanlarda peydahlanıyor. Kemik kanserleri, kemik iliği tümörleri sık sık karşımıza çıkıyor.” “Biliyoruz hocam. Çevre koşulları, hormonlu gıdalar. Her şey kanserojen” dedim. “Evet” dedi. “Bu pet şişeler hepsinden daha kanserojen.” “Bütün dünya kullanıyor” dedim. “Medeni ülkeler giderek daha az kullanıyor” dedi. “Bu pet şişelerdeki sular 2 haftadan uzun süre şişede kaldığı zaman, şişenin içindeki zararlı maddeleri çözüyor ve suya karışmasına neden oluyor. Bunlar hücre yapılarına çok ağır zararlar veriyorlar. Her gün yavaş yavaş bozuyorlar.

Pet şişelerin ömrü iki hafta

Eğer iki haftalıktan daha yeniyse bunun içindeki su, iç. Ama iki haftalıktan daha eski ise içme.” Hemen önümdeki açılmamış pet şişeyi aldım. 2 aylıktı ve son kullanma tarihi olarak 10 ay sonrayı gösteriyordu. “Bu şişeler kısa süreli saklama için uygun. Ama uzun süreli saklamalarda çok zararlı.” “Peki ne yapacağız?” dedim. “Cam şişe kullanacağız. Cam şişede su alacağız. Her türlü gıdayı cam şişe içinde talep edeceğiz.

Hem çevreye daha az zararlı, hem de sağlığımıza.” “Maliyeti yüksek ama” dedim. “Kanserin tedavi maliyeti daha mı düşük? Aksine çok daha yüksek. Bütün hayatın boyunca cam şişe kullansan, bir kanser tedavisinin onda biri maliyeti bulmaz. Artık kanserleri büyük ölçüde tedavi edebiliyoruz ama yüksek maliyetli oluyor. Hastayı da harap ediyor.” “Hadi küçük şişeleri cam şişede hallettik, ya damacanaları ne yapacağız.

Onlar da pet benzeri bir madde değil mi?” Profesör doktor daha da kötü konuştu. “Oradaki sorun daha büyük. O damacanalar birden fazla kez kullanılıyor. Ve onları temizlemek için, deterjanla yıkanıyor genelde. İçinde kalan deterjanı temizlemek için en az üç damacana su kullanmak gerek. Sen o damacanaların üç damacana suyla yıkandığını düşünüyor musun?” diye sordu. “Düşünmüyorum” dedim. “Demek ki damacanadaki suyla birlikte deterjan da içiyoruz” dedi. Çocukluğumu hatırladım. İstanbul’da hasıra sarılmış cam damacanalar içinde Beykoz’dan gelme sular satılırdı. “Eskiden vardı cam damacanalar” dedim.

Tek çare cam şişeye dönmek

“Talep edelim yine olur. Cama dönmekten başka çare yok. Yoksa her gün kendimizi bile bile öldürüyoruz. Sigara içme kanser olursun kampanyaları yapılıyor. Bunların yanında sigara masum kalır” dedi. İçim karardı doğrusu. Ama artık eve pet şişe sokmama kararı aldım. Bu kararı da sizinle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Hepimizin çocukları için."
Fatih Altaylı
*****************************************
Aynı konu ile bir de şu yazıyı okuyalım...

Pet şişe ve metal kutular kalbe zararlı

Metal içecek kutularının, pet şişelerin, biberonların yapımında, gıdaların paketlenmesinde kullanılan Bisfenol A adlı maddenin kalp hastalıkları başta olmak üzere pek çok rahatsızlığa yol açtığı ortaya çıktı.
Pet şişelerin, metal içecek kutularının ve biberonların, kalp hastalığı riskini 2 kat artırabileceği açıklandı.
İngiltere’de yaklaşık 1500 kişi üzerinde yapılan araştırmada, gıda sektöründe paketlemede kullanılan Bisfenol A (BPA) adlı maddenin kanda normal seviyenin üzerinde bulunmasının kalp problemlerini artırabildiği belirlendi.
Şişelerin ve kutuların kaplamasında kullanılan bu kimyasalın şeker hastalığı riskini de yükseltebildiği belirtildi.
BPA ayrıca plastik çatal-bıçaklarda, CD kaplarında ve diş dolgularında da kullanılıyor.
Bu son araştırmayla, paketlemede kullanılan BPA’nın sağlığı doğrudan olumsuz etkileyebildiğinin görüldüğü bildirildi.
Yağ biriktiriyor
Vücutta kadınlık hormonu östrojen biçimine girebilen BPA’yla ilgili hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda, bu maddenin meme kanseri, karaciğerde hasar, obezite, şeker hastalığı, erkeklerde kısırlık, gençlerde ise gelişme sorunlarına yol açabildiği görülmüştü.
Bilim adamları, BPA’nın kimyasalın damarlarda daha çok yağ birikmesine yol açtığı, insülinin işlenmesi sürecine müdahale edebildiği tahmininde bulunuyor.
(Milliyet)

8 Eylül 2011 Perşembe




Geç te olsa iftar sofralarından bir iki tarif daha yayınlamak istedim. Bahsettiğim gibi ancak hafta sonları iftar davetleri ayarlayabildim. Bu sene akrabalarla oldukça kalabalık sofralarda buluştuk biraz gürültülü biraz koşuşturmalı oluyor ama çok da güzel geçiyor. İnşallah darısı daha sonrakilere..
Yazın  en çok tüketilen sebze eminim patlıcandır, o kadar çok çeşitte yemeği, salatası, kebabı, ezmesi daha aklıma gelmeyen ne çok tarifi yapılıyor Dolayısıyla bunun  için de  çok da çok tercih ediliyor. Ben bu ramazan bir kez hünkar beğendi, bir kez karnıyarık, bir kez de köfteli patlıcan ruloları yaptım. Önce aklımda İslim kebabı vardı fakat o günkü davette 8 er kişilik  iki masa olunca köfteli patlıcan ruloların daha uygun olduğu kanaatine vardım ve iyiki de öyle yapmışım zira kırkbeş adet köfteli patlıcan rulolar kişi başına ancak üçer adet düşebildi.. Karnıyarık tarifine gerek duymuyorum, Hünkar beğendi ise muhteşem tadıyla görüntüsüyle ve tarifiyle aşağıda..











Hünkar Beğendi  (4 kişilik)

 Etin hazırlanışı:
 1 kase soyulmuş küp doğranmış domates
 1 küçük soğan,

 2 yeşil biber
 2 diş sarımsak
 1 y. kaşığı domates salçası
 1 su bardağı sıcak su
 Tuz, Karabiber, 2 kaşık sıvıyağ

 300 gr  koyun veya dana eti

Doğranmış soğan ve sarımsaklar ile sivribiber sıvı yağda bir kaç dakika sotelenir.
Etler küçük kuşbaşı doğranır, tencereye ilave edilir ve birkaç dakika daha kavrulur.
Doğranmış domates, 
salça ve sıcak su ilave edilip, Etler yumuşayıncaya kadar pişirilir.
Tuz ve karabiber ilave edilir. Bir kenarda sıcak tutulur


Patlıcanlı kısım için:
  4 büyük boy közlenmiş patlıcan
 2 yemek kaşığı tereyağı
 1 su bardağı soğuk süt
 2 yemek kaşığı un
 1 çay bard. Kaşar rendesi
    Tuz,  Karabiber

Bir tavada 2 yemek kaşığı tereyağı ile 2 yemek kaşığı un kavrulur.
Üzerine közlenmiş ve kıyılmış patlıcanlar ilave edilip karıştırarak pişirmeye devam edilir.
1 bardak süt yavaş yavaş karıştırarak ilave edilir.
Son olarak kaşar rendesi ilave edilerek kaşar peyniri eriyene kadar pişirmeye devam edilir. Bu arada tuzu karabiberi ayarlanır.
Patlıcanlı beğendi servis tabağının altına, etli karışım üste gelecek şekilde dökülerek servis yapılır.

Afiyet olsun.



Köfteli Patlıcan Ruloları

Alaca soyulmuş ve ince ince uzunlamasına dilimlenmiş patlıcanları tuzlu suda
bekletin.
Kağıt havlu üzerine  çıkartıp kurulayın. Diğer tarafta klasik köftenizi hazırlayın bekletin. 
Domateslerin bir kısmını rendeden geçirin bir tanesini de kabuklarını soyup minik minik doğrayın. 
İki diş sarımsağı ve rende domatesi , 1 yemek kaşığı salçayı sos haline gelene kadar pişirin sonra doğranmış domatesi ileve edin bir kaç dakika daha  fazla ezmeden pişirip sos haline getirin  kekik karabiber ve kimyon tuz ekleyin. 
Yağsız teflon tavada kızartılmış ikili patlıcan şeritlerine hazırlanan köfteleri sararak, tepsiye sıra sıra dizin üzerlerine sosu gezdirin ayrıca dilerseniz kızartılmış yeşil biberleri de serpiştirin ben öyle yaptım. Sonuçta çok beğenilen bir yemek olmuştu..
Rulo Patlıcanlar fırındayken..

Not:
Soslu Patlıcan Rulolarının  servis anındaki fotoğrafını ne yazıkki kaydetmeden silmeyi başardım bu yüzden bu resim çok benzerlik gösterdiği için netten alıntıdır ( benim yaptığım patlıcan ruloların üzerinde, fırında görüldüğü gibi domatesler ve biberler vardı.  )


6 Eylül 2011 Salı

     Bayram tatili sonrası hepinize yeniden merhabalar, nasılsınız dostlar bu tatil hepimize iyi geldi bence ne dersiniz?. Sizi bilmem ama ben hem dinlendim hem çoktandır göremediğim arkadaşlarımı, akrabalarımı eşimi dostumu görme fırsatı buldum. Bayramlar bu yüzden güzeldir. Genelde de biz bayramlarda hep Ankara' da oluruz.,
    Bayramı takip eden Cumartesi günü benim doğum günümdü ve eşimle kızlarım bana çok güzel bir hediye verdiler bunu sizinle paylaşmak istedim. Daha önceleri gidip kalitesini çok beğendiğim, en önemlisi benim için çok anlamı olan bir lokantaya götürdüler neresi mi.. A.O.Ç. Merkez lokantası..Hiç tahmin yürütemediğim bu mekana geldiğimde yine gözyaşlarımı tutamadım. Eğer nezih bir yerde yemek yemek isterseniz bir kez olsun buraya gitmenizi ağaçlar altında bir yemek yemenizi, tarihi solumanızı öneririm.






Bembeyaz kolalı masa örtüler üzerinde beyaz porselen tabaklarda nefis mezelerinizi yiyebilir, içkinizi yudumlayabilir, ızgara çeşitlerini tadabilirsiniz. Zengin tatlı mönüsüyle En iyi on listesine giren  ve özellikle talaş böreği ile ün yapmış mekanda hizmet dört dörtlük .. Fiyatı çok makul sayılmasa da orada bulunmak o havayı teneffüs etmek bence her şeye değer. Yazın genelde kapalı olan bölümde duvarlarda Atatürk’ün çok güzel resimleri asılı, canlı müzik eşliğinde yemeğinizi yerken sanki o günlere gidiyorsunuz. Sanki O büyük insanla yemek yiyorsunuz..Ayrıca düğün mekanı olarakta hizmet veriyorlarmış. 
  





 





Atatürk 1925'li yıllarda Atatürk Orman Çiftliği'nin kuruluş aşamasında zamanının büyük bir bölümünü çiftlikte geçirmeye başlamıştır. Büyük önder'in öğlen saatlerinde çiftlikte bulunması nedeniyle, yemek yiyebileceği bir mutfak hazırlanmış ve bu mutfak daha sonra çevrenin ağaçlandırılması ve yeşillendirilmesiyle akşamları dostlarıyla oturup sohbet ettiği, yemek yediği bir mekan halini almıştır.
1930'lu yıllarda bu mekan restaurant haline getirilip Tarım Bakanlığının işletmesine verilmiştir.1956 yılında bugünki şekline alman mimarlar vasıtasıyla getirilmiştir. 1962 yılında özelleştirilerek Edip Arındor'a devredilmiş olan A.O.Ç. Merkez lokantası,bugünkü işletmecilerine 1975 yılında devredilmiştir. Avni Öztürk tarafından işletilmeye başlatılan lokanta daha sonra aile şirketi olarak işletilmeye devam etmiştir. Halen M.Ali Öztürk yönetiminde işletilmektedir.
Lokanta 75 yıllık tarihi ile Ankara'nın en eski lokantalarından biridir. Türk ve Fransız mutfağı tarzında çalışan lokanta son dönemlerde güneydoğu mutfağınında seçkin çeşitlerini bünyesine katmıştır. 250 kişilik ana salonu ve 80 kişilik özel Ata salon ile 750 kişilik bahçesinde hizmet vermekte olan lokanta, ulu önder Atatürk'ten İnönüye birçok devlet adamını, iş adamları ve sanatçıları ağırlamıştır. 
İletişim Bilgileri:
Adres: Atatürk Orman Çiftliği Çiftlik Caddesi No:72 Ankara
Telefon: (0312) 211 02 20 - (0312) 211 02 50






CAFEDERYA

CAFEDERYA
Tasarım pastalar,kurabiyeler, cupcakeler. Ayrıca Ev yapımı hamur işleri, tatlılar, mezeler, yöresel lezzetler...

Atam İzindeyiz

Atam İzindeyiz

Blogroll

free counters

Popüper Yazılar

Blog Arşivi

Google+ Followers

Yukarı