Yeni Yıl

11 Mayıs 2014 Pazar


Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun ben bu gün kutlamak istemedim annemin mezarına gidip elimden geldiğince dua ettim. Size  tanıdığim üç annenin  hayatından kısa kesitlerlerle hikâyesini yazmaya çalıştım..

Ayşe Hanım;
Ayşe hanım, köyde doğup büyümüş.  13 bilemedin 14 yaşında ise  yaşı büyütülüp evlendirilmiş. Çok da iyi bir kocası varmış Osman bey, Osman bey 1960 lı yıllarda  Ankara ya gelip önce A. O. Çiftliğinde sonrada devlet işine girip çalışmaya başlamış.  En kısa zamanda da eşini  getirmiş bu arada 2 kız 1 erkek çocukları olmuş. Ankara nın kenar semtlerinin birinde yokuşun başına bir gecekondu yaptırabilmişler . O zamanlar en az maliyete getirebilmek için kendileri taşımışlar yokuşun tepesine  kerpici çimentoyu suyu . Ayşe hanım köyden alışıkmış sırtında yük taşımaya hiç gocunmamış bile..Derken bir gün büyük kız menenjit hastalığına yakalanmış,  hastalık teşhisi konana kadar Ayşe hanım sırtında banliyö treniyle getirip götürmüş hastaneye.. Kızı ölmeden önce erkek kardeşini çok özlediğini, görmek istediğini söylemiş anneciğine o da hiç kırmamış yeterki kızı istesin.. almış oğlunu sırtına tutmuş yine banliyö trenin yolunu göstermiş hastane bahçesinden kızının oda penceresinden bakan solgun yüzüne. Kız kurtulamamış. 12 yaşında hayatının baharında veda etmiş sevdiklerine.. Baba ve komşuları cenazeyi alıp kendilerince o zamanın parasızlığından mıdır yoksa cahillikten midir bilinmez Asri mezarlıkta gösterilen kimsesizler bölümüne defnetmişler. Yıllarca  Osman bey Ayşe hanımı mezara götürmek istememiş çünkü hep’’ götürsem ne gelir elden artık giden geri gelir mi ‘’der onu avuturmuş kendince..
Ayşe hanım onun acısıyla yanarken diğer kızının çocuk felci olduğunu öğrenmişler. Tedavi edilmiş edilmesine ama kızının bir kolu felçli kalmış anne yine sırtında hastane hastane derman aramış.
 Bir gün Osman Bey, in Genel müdürü eşini  de işe alalım seninle gitsin gelsin diye teklifte bulunmuş Osman bey bunu söylediğinde Ayşe hanım oturup ağlamış çıkışmış kocasına köylü aklıyla ‘’ sen beni besleyemedin mi, eğer  besleyemeyeceksen bindir babamın evine yolla beni ‘’demiş .
Bir kızları daha olmuş, kızlar liseyi, erkek çocuk mühendislik fakültesini bitirmiş. Büyük kızın fırtınalı evliliği yüzünden Ayşe hanım çok sıkıntılar yaşamış.. Köyden gelen erzakın yarısını, kışın ortasında biten odununu hatta kok kömürünü bile  kendi diktiği Pazar çantasıyla sırtında banliyö treniyle  kızının oturduğu semteki evine taşırmış..Yıllarca böyle devam etmiş ..üç çocukla büyük kız 18 yıllık varlıklı bir evliliği beş parasız kalarak bitirmek zorunda kalmış.
    Erkek çocuk evlenipte birlikte oturmaya karar verilince Osman beyin zor gönlünü yapıp bir daireye taşınmışlar.. Böylece gecekonduya da büyük kızı oturtmuşlar. İki sene sonra askerliğini yapan  ve işe giren büyük oğluyla  birlikte büyük kız diğer iki çocuğuyla ani bir kararla başka bir eve taşınmışlar.
    Oğlununun da kooperatif evi bitipte taşınmak istediklerinde  onlarla gitmeyi kabul etmeyip  gecekonduya tekrar gidip oturmak istemiş Osman Bey,  1998 de artık yokuşun tepesindeki gecekonduya  çıkamayan Osman bey oğlunun desteğiyle alınan yeni eve taşınacakları hafta vefat etmiş.  Ayşe hanım ın eşyaları yeni eve konmuş ama oğluyla geliniyle torunlarıyla birlikte tekrar yaşama tutunmaya başlamış. Rahatmış torunları onu, o da torunlarını çok severmiş..Oysa Ayşe hanım, her ikisine de Osman beyden bağlanan az bir maaaşla çok istemiş büyük kızıyla birlikte kendi  aldıkları yeni evde  yaşamayı. Ama artık herkesin hayatı kendine olduğundan iki kere denense de tat dökmemiş..Böylece o günlerden itibaren aralarında bir hoşnutsuzluktur  başlamış. Aslında kayda değer bir sorun da yokmuş sadece biraz empati..
 Şimdilerde  Ayşe hanım emeklerinin hiçe sayıldığını büyük kızının ve torunlarının arayıp sormadıklarını , büyük kız ise annesinin kendisini diğerleri kadar sevmediğini ona destek çıkmadığını düşünüp duruyorlarmış..

-------------------------

ELİF hanım;
    Sivaslı Elif hanım  Uzun boylu atletik yapılı ve pos bıyıklı  Hüseyin beyle evlenmiş çok sevmişler birbirlerini. Elif hanım biraz arsızmış ama sorun olmazmış aralarında. Beş erkek evlat dünyaya getirmişler, onları kıt kanaat maaşlarıyla yetiştirmişler . Büyüyüp gençlik çağına gelen  oğullardan birisi sağ sol davası yüzünden haksız yere hapse atılmış. Yirmi yıla mahkum olmuş.
     Onun küçüğü de abisinin intikamını almak için girmiş işin içine o da işlemediği bir cinayetten tutuklanmış ve karar  müebbet hapis cezası olmuş . Diğerleri evlenip her biri bir yere savrulmuş, Elif hanım üzüntüden şeker ve tansiyon hastası olmuş çok sevdiği karpuza gözü düşermiş de yemezmiş şekeri yüzünden .

    Bir zaman sonra  guatr denen hastalık yüzünden  ameliyatı olmasına karar verilmiş. Yanlış ameliyat yüzünden nefes borusu ve ses telleri zarar görmüş , sonrasında gırtlağını delmişler ve oraya takılan küçücük bir huni gibi alet sayesinde konuşmaya başlamış Elif hanım.. 
     Buna alışmaya çalışırken  banyo da başından aşağıya kaynar su dökülmüş tüm saçları olduğu gibi sıyrılıp inmiş Elif hanımın. Hep bir peruğu olsun istermiş. Çok Zengin ve varlıklı olan ablası da bunlarla ilişkiyi tamamen kesmiş. 

    Hüseyin bey ve diğer oğullar defalarca iki oğul yüzünde sorguya çekilmişler hatta sabah girdiği karakoldan gece yarısı çıkan Hüseyin bey cebinde para olmadığı için karakoldan evine defalarca yayan yürümek zorunda kalmış  yine de Allaha hiç isyan etmemiş. 20 yılı dolan oğul, 20 yaşında girdiği hapisten 40 yaşında bembeyaz saçlarla çıkmış..
    Önce yeni bir hayat başlayacak sanmışlar Elif hanımla Hüseyin bey,  ama sandıkları kadar kolay değilmiş çıkan oğul için dışardaki hayat. Önce evermişler ama iş bulamamış bu seferde..Almış karısını iş bulabileceğine inandığı başka bir uzak memlekete taşınmış.Kalmış Hüseyin beyle Elif hanım yine tek başlarına..Şimdilerde Elif hanım yine çok üzgün çünkü artık Hüseyin beyin kalbi teklemeye başlamış üstelik birde banyo da düşüp kolunu kırmış. Elif hanımın şekeri de tansiyonu da yükselivermiş üzüntüyle.

Şimdilerde 90 küsur yaşındalar, Elif hanımın da Hüseyin beyinde tek isteği içerdeki oğullarının gidebilecekleri kadar yakında  bir yere nakledilmesi, ölmeden dünya gözüyle onu görebilmeleri..  

--------------------

    
İkbal hanım;

İkbal hanım çok güzel bir Boşnak kızıymış eşi Ali bey’de boylu poslu güler yüzlü ve yakışıklı bir delikanlıymış. Ali beyin ablası ve İkbal hanımın ağabey evli olduklarından artık sıkça görüşülüyor ve aralarındaki aşk da güçleniyormuş derken evlenmişler.  Bu evlilikten iki kız iki oğulları olmuş. Büyük kız çok güzelmiş ve bu güzelliği göze gelmiş yüksek ateşle havale geçirip hastalanmış sonrasında beyinde hasar oluşmuş ve güzel kız yaşıtlarından 8-10 yaş geriden gelişmeye başlamış konuşamıyormuş da. Büyük abi ona o da abiye çok düşkünmüş.. Gel zaman git zaman Ali bey  üzüntüyle kendine çıkış yolu arayışlarına başlamış. Yanlış arkadaşlarla tanışıp at yarışlarına merak salmış ve İkbal hanımı evde sorunlarıyla başbaşa bırakır olmuş. Evini çocuklarını ihmal etmeye başlamış.

  İkbal hanım artık aşırı titiz ve oldukça asabi bir kadın olmaya başlamış. Bununla birlikte zaman zaman yüksek  tansiyon da kendini gösterir olmuş. Titizlik hastalık boyutlarındaymış . Evinin  içini dışını günde üç öğün temizler yıkar herşeyleri  kırklar yeniden serer, akşama tekrar aynı şeyleri yaparmış Liseyi bitiren büyük oğul evin geçimin neredeyse tamamen üstlenmiş. Annenin derdi oğlunu iyi bir kızla başgöz etmekmiş ve Allah gönlüne göre de gelin vermiş ..Güzel kız,  annenin dizinin dibinden ayrılmayan tır şoförlüğü yapan abinin y de yolunu gözleyen genç bir kızmış artık Annenin tek kaygısı kendisine bir şey olursa kızının ortada kalmasıymış oysa abi kendine ve annesine bu konuda büyük söz vermiş. 




 Bir gün korkulan olmuş İkbal hanım yüksek tansiyondan beyin kanaması geçirmiş. Birkaç gün sonrada gözü açık olarak hayata veda etmiş . Ali bey de bundan sonra iflah olmamış bir süre sonra o da bu dünyadan göçüp gitmiş Abi ve karısı kız kardeşi yanlarına almışlar hem maaşı da varmış güzel yüzlü kızın.. diğer kardeşler bakmak isteselerde abi vermemiş güzel kızı .

Teyzeme allahtan rahmet diliyorum elif teyzeye en kısa zamanda kırmızi bır hırka alıp ziyaretine gideceğim,  Ayşe
Hanım kayinvalidem onunda ellerinden öpüyorum..










   

1 yorum:

Müjde Dural dedi ki...

Şükran'cığım ne acılar çekmişler:(((film gibi, roman gibi:(((üstüsüte gelmiş acılar:((((annen ve teyzene Allah rahmet etsin arkamdaşım, kalanlara sabırlar, sağlık, huzur mutluluk versin....amin
sevgilerimle

CAFEDERYA

CAFEDERYA
Tasarım pastalar,kurabiyeler, cupcakeler. Ayrıca Ev yapımı hamur işleri, tatlılar, mezeler, yöresel lezzetler...

Atam İzindeyiz

Atam İzindeyiz

Blogroll

free counters

Popüper Yazılar

Blog Arşivi

Google+ Followers

Yukarı