Yeni Yıl

19 Temmuz 2011 Salı

Merhabalar, bu hafta sonu kısmet olursa 10 gün sürecek bir tatile çıkacağız . Tabi ailemize minik Can katıldığı için tatilde onlarda yanımızda olacaklar ve daha çok birlikte vakit geçireceğiz. Bakın nasılda anneannesine anlamlı anlamlı bakıyor tatlı böceğim..

İnternet bağlantısının olup olmadığını net öğrenemedim . Eğer uygun olursa tabiki sizleri takip edeceğim.



Hepinize sevgi ve huzur dolu bir yaz diliyorum. Görüşmek üzere esenkalın.

Sıcak yaz günlerinde kolaylıkla yapabileceğiniz hafif bir tatlı.. Sunumu ile konuklarınıza da hoş ikram olacaktır. Klasik muhallebiye krem şanti ilavesini, ilk muhallebili kadayıf tatlısından öğrenmiştim ve böylesinin  çoğu kişi tarafından daha çok beğenildiğini gördüm, bu yüzden bu tatlıya da yakışacağını düşünerek ilave ettim biz çok beğendik yalnız dondurma kaselerimiz biraz büyük olduğu için bir seferde çok geldi, siz dilerseniz daha küçük kaselerle ( 4 dondurma kasesi çıktı) servis yapın.  



Muhallebisi için; 

Malzemeler:
 1 lt. süt
1 su bard. şeker
1 su bard. un
1 paket krem şanti,  vanilya,

Sos malzemesi:
1 paket hzır çikolata sos
3 su bard. süt
Damla çikolata toz fıstık

Hazırlanışı::
 -Un, şeker ve sütü  bir tencereye koyun,
-Muhallebi kıvamında devamlı karıştırarak pişirin
- Ocaktan alın, içine krem şantiyi vanilyayı ve tereyağını koyup 3 dakika mikserle çırpın
-Arzu ettiğiniz servis kaselerine paylaştırın 
-Çikolata sosunu sütle karıştırın, pişirin ve muhallebinin üzerine paylaştırın
-Dilerseniz toz fıstık, damla çikolata veya hindistan cevizi rendesiyle süsleyin
  dolapta soğutun ve servis yapın.

15 Temmuz 2011 Cuma

Bugün farklı bir başlık bırakmaktı niyetim ama acı haber yürekleri dağlanan her ana baba gibi benimde yüreğimi yaktı kavurdu.. Bir an kendimi onların yerine koymaya çalıştım koyamadım buna bile yüreğim dayanamadı bilmem onlar nasıl dayanacak. Şu bir gerçek ki ağızlarından ''vatan sağolsun''  sözleri çıksa da  yürekleri farklı isyan edecek..
Bloglardan ve birkaç gazete yazarından bu acıya dair duygularını paylaşmak istedim.
Kandiliniz mübarek olsun dualarımız bu yüreklere olsun olur mu.. sevgiyle kalın..


  Ful Yaprakları
15 Tem 2011 – Ne yazılır ki böyle bir günde? İnsanın içinden bir şeyler yazmak gelir mi? Ne yeni model ayakkabılar, ne evime aldığım eşyalar, ne tatil, ne güneş, ne de yaşadıklarımızdan bir parça bir şeyler... Aslında tüm bunlar ne kadar da boş öyle değil mi? Hayatın gerçekleri ne kadar acı, ne kadar keskin

Gencecik insanları kaybediyoruz ya hani..
Hani ailelerinin ocağına ateş düşüyor ya..
Hani sevgilileri yollarını gözlemeyi bırakıyor ya..
Hani daha tam ellerindeki silaha alışmamışken çatışmaya gidiyorlar ya
Hani toprak parçası paylaşılamıyor ya
Ve hani annelerin babaların en değerli varlıkları özlem doluyken bir anda gidiyor keşke bir daha sarılabilseydim cümleleri kuruluyor ya..
Neden diye sormaktan kendimi alamıyorum bu kadar kötü insan varken neden daha en güzel yıllarını yaşayamamış olanlar diyorum..
-----------------------------


Sözün  bittiği  yerdeyiz.

Çünkü  çok  söz  söylendi  söyleniyor..

Ama  değişen  ne  var?

Şu  an bildiğim bir  şey;  artık  duymak  istemediğim  sözler ( o  klişe  sözler) var.  Hiç  de  acımı  dindirmiyor  o  sözler.  Bir  de  görmek  istemediğim  yüzler ... Yeter  artık! Yeter!!!!
-------------------------

Mehmet Tezkan’ ın yazısından alıntı..

Milliyet

Daha önce onlarca kez, son 30 yıldır yüzlerce defa yaşadık.. Yine aynı senaryo..
Ne zaman bu mesele öyle veya böyle en azından konuşulmaya başlansa silahlar patlıyor..
Yine cenazeler, yine gerginlik, yine öfke!..
Türkiye hep böyle mi yaşayacak?
............
............

Adını koyalım…  Rauf Tamer’den 
 Hürriyet


Nedir bu?
-Terör mü
-İsyan mı
-Savaş hali mi?
.................
.................
------------------------ 
Ölümüne Ninni

Kapat usuluca gözlerini
Uzat üşümüş ellerini
Sakla o masum yüreğini
Zaman gibi sezsiz uyu
Bu dünya dipsiz kuyu

Pamuktan kalbin solmadan
Hayat yüzüne vurmadan
Uyu yavrum uyu
Bu dünya dipsiz kuyu
…………
…………  Toygar Işıklı

7 Temmuz 2011 Perşembe

Çoktandır bloğa yazıp yazmamakta teredütüm vardı ama kızım  Canan kendi bloğunda çocukluk yıllarını yazınca hem çok duygulandım ,hem de bir cesaret bende arşivimdeki yazımı siz değerli okuyucularımla  hemen paylaşmak istedim.

   Daha önce Ağaçlar.Net 'te arkadaşlarla bu konuda bir paylaşımımız olmuştu. Okurken aynı zamanda sizin de çocukluğunuza gidebileceğinizi düşünerek burada da yazmak istedim. Yazmamın nedeni belki eskilere özlem, belki tadı tuzu kalmayan insan ilişkileri .
   1967-68 yazında ilkokul üçüncü sınıfa geçtiğim yılda taşındık bu eve... Tek katlı olarak, aşı kırmızısı badanalı evimizin önünde evin genişliğinde bir bahçe ve bahçeyi ikiye bölen, yanlarında yarım metre yükseklikte beton duvarları olan merdivenleri vardı. O iki küçücük bahçede neler yoktu ki. Elma, erik, fındık, şekerpare cinsi dedikleri kayısılar, Napolyon kirazı, asma, dut... daha ismini sayamayacağım pek çok ağaç vardı. Merdivenlerin kenarındaki beton duvar üstlerinde sardunyalar, uyku çiçeği küpeli çiçekleri bulunurdu. Onları sulayabilmek için su kovasını taşımak zevkli ama bir o kadar da yorucuydu. Evin bitişiğinde bir kömürlüğümüz vardı. Kış için alınan odun kömürü, çoluk çocuk çuvalla veya küçük kutularla buraya taşırdık ve annemle babam da düzgün bir biçimde istif ederlerdi.
    Dut ağacımız hemen kömürlüğün yanı başındaydı. Dallarına, kömürlüğün yan tarafındaki merdivenle çıkılan beton damından uzanırdık. Anneciğim bahçedeki kayısılardan (kireç suyuna yatırarak) çok güzel reçeller yapardı ( ben annem kadar güzel reçel yapana rastlamadım hala). Asmamızın da üzümü çok tatlı bir cinsti. Daha sonraları o asmadan kendi bahçeme de dikip büyütmek kısmet oldu. İlkbaharda bahçemize soğan, nane, maydonoz, tere vs. ekilir, olduğunda da her sabah taze taze toplanır kahvaltı safrasına konurdu. Bahçenin sokak kapısı düzenli olarak süpürülür,merdivenler bol sularla yıkanırdı Tek lüksümüz Polis Radyosu'nda istek saatini ve haftanın bir gecesinde de radyo tiyatrosunu can kulağıyla dinlemekti. Hem okula giderdik hemde o zamanın moda olan elişlerini çeyiz olarak hazırlardık. Ramazanlarda sahur sonrası çoğunlukla yatmazdık, sıcasık soba yanında oturur elişi yapar,ders çalışır veya ertesi günün yapılması gereken işlerini yapardık. hem okula gidip hem de nasıl uykusuz kalabilirdik şimdilerde hayret ediyorum.
    Sonbahara doğru konu komşu toplanır, kışlık erzakları toptan satın almak için  Samanpazarı'ndaki at pazarı veya koyun pazarı dedikleri yere gidilirdi. Çevre köylerde yerli domatesler yetişince satın alınır, büyük kaplarda süzdürülürdü. Bahçenin boş olan bir köşesinde kurulan büyük bir ocakta bakır leğenlerde salça olmak üzere kaynatılırdı. Salça kaynatma işi bitince leğeni komşu hanımlar bulaşık teli ve odun külüyle iyice ovar, pırıl pırıl parlatırdı. Salça kaynarken bir taraftan da yardım edenlerin yiyeceği yemekler ortaklaşa hazırlanırdı. Yine yardımlaşarak kış için erişteler, yufkalar tarhanalar hazırlanırdı. Bir süre sonra, evimizin çatısının değişmesi gerekti. "Hazır çatı açılmışken biraz paranız varsa üst kat çıkın" diyenlere kanan annem ve babam, borç harç üst katı çıktılar. Tabi amele yevmiyesi ödemeyelim diye çemento torbalarının ve kerpiçlerin büyük bir bölümünü biz çocuklar taşımıştık. Babamın elinde para kalmayınca biraz sıkıntı olmaya başlamıştı. Bu ana kadar harcanan paraların büyük bir bölümü de anneciğimin gece gündüz diktiği dikiş paralarıyla ödendi. Çünkü dört çocuk da okuyorduk ve bir öğretmen maaşı geçimimize ancak yetiyordu. Üçü kız, biri erkek dört kardeştik ve hep birbirimizin küçülen giysilerini giyerek ve annemin diktiği giysilerle büyüdük. Bu arada yakın mahallede kiracı olarak oturan amcamlar ev almak istediler ve babamdan bahçenin yarısını ve evin sağ tarafındaki boş arsayı kendisine satması konusunda ikna ettiler. Babama bu teklif cazip gelmişti çünkü ona göre isteyen hem yabancı değildi, hem de acilen paraya ihtiyaç vardı. Annemle bu konuda gizli gizli çok kavgalar ettiler. Annem babamın öğretmenliği dolayısıyla bulundukları her şehirde çevresindekilerden çok şey öğrenmiş, kendini geliştirmiş ve olağanüstü becerikli bir hanımdı. Sanki mahallenin hemşiresi, aşçısı veya öğretmeni gibiydi.İlkokulda çarpım tablosunu bize annem öğretmişti. Ama bu satış konusunda,ileride bizler evlenip çoluk çocuğa karıştığımızda sıkıntı doğabileceğini babama bir türlü kabul ettirememişti. Günler geldi geçti üst katın inşaası bitti biz oraya taşındık ve sonunda bizim bahçenin yarısına bir gece kondu inşaa edildi, bununla kalmadı tabiki. İşte o günden sonra bahçenin de bizimde ev düzenimiz bozuldu. Amcam 1 oda + 1 salon yeter dediği boş arsaya her sene gelişigüzel birşeyler ilave etmeye başladı.Zaten artık bizim olmayan bahçeden hiç eser kalmadı. Şimdi ne halde diye sorarsanız artık annemler orada oturmuyorlar. Annem yılların yorgunluğunu kaldıramadı, Bir ameliyat için hastanede yattığı bir gece kalp krizi geçirdi ve apar topar kalbine pil takmak zorunda kaldılar. Daha sonra iki kere felç geçirdi Artık annemde babamda o iki katlı evimizin üst katına inip çıkamaz oldular. Yine de oturulacak hiç bir cazip tarafı kalmayan evi babama sattıramadık. Yıllar sonra babamı zar zor ikna edip çarşı içinde bir daireye taşınmalarını sağladık. Annemlerden sonra tadı tuzu kalmayan o güzelim mahalledeki eski komşularımız da birer birer evlerini satıp bizimkiler gibi apartman dairelerine taşındılar. Orada ise amcamlar ve bizim iki katlı evde de kiracılar var. Şimdilerde ne bahçeden eser var ne de eski ilişkilerden. Kiraz ve kayısı ağaçları yıllara meydan okumasına rağmen daha fazla dayanamadı ve bakımsızlıktan kurudu. Erik, elma ve fındık ağacını sorarsanız onlar, amcamların satın aldığı tarafta olduğu için anında kesilip yerine bilmem kaç oda+salon yapılmıştı zaten. Salça kaynatılan bakır leğen şimdi kimde hiç hatırlamıyorum. Ben çocukluğumdan beri hep bahçeli bir evim olsun diye dua etmiştim, çok büyük olmasa da bize yetecek kadar şirin bahçesi olan bir evimiz var çok şükür. Şimdi bile ev çiçeklerini annem gibi çok severim,onun gibi kışlık yiyecekleri hazırlamaktan zevk alırım. Minicik balkonumuzda çoğu kişinin artık bilmediği, geceleri mis gibi kokan mum çiçeklerim var. Hala evimde o yıllarda hazırladığım beyaz dantel örtülerimi hiç üşenmeden severek kullanırım. Bahçemizde annemlerin bahçesinden getirebildiğimiz ve her sene körpe yapraklarından sarma yaptığım kocaman asma ağacı ve hiç büyümeyen yeni dünya ağacı var. Darısı evi olmayan tüm dostlara diyorum...
 Biz hala her hafta istisnasız annemleri ziyarete gider geliriz. o haliyle bile annem bize bir şeyler hazırlamaya yedirmeye gayret eder. Babam da evi değerinden satmadığına hayıflanır durur. Allah onları başımızdan eksik etmesin..

 Not: Bu yazıyı kızlarla düzenlerken eşim de bir ilave yapacağını söyledi. O yıllarda ev inşaası sırasında yağmur yağma ihtimaline karşı çatının bir an önce kapanması işlerinde Komşumuzun oğlu olarak bize yardım için geldiğini söylediğinde, bunu benim hiç hatırlamıyor olmam karşısında kahkahayı bastık. .

1 Temmuz 2011 Cuma


       


     Hepinize merhabalar, haziran ayını henüz yaz sıcaklarını tam tadamadan geride bıraktık. İnşallah  artık temmuz ağustos aylarında  ısınırız.  Eskiler ağustosun yarısı yaz yarısı kış derlerdi ama artık görünen o ki eskine eski mivsimlşer kaldı ne de eski insanlar..Doğaya verdiğimiz bilinçsiz tahribat acımasızca yine bize dönüyor. Yine de bizler doğayı ve sağlığımızı korumaya devam edelim.      
Yaz günlerinde daha çok zeytinyağlı hafif yaz yemeklerini tercih edelim, Ev yapımı içeceklere daha çok yer verelim. Limonnata ve ayran en sağlıklı içecekler arasında. Ara da birde yukarda ki gibi pofidik poğaçalarla kaçamak yapalım. Bu poğaçalar yine eli ve dili çok tatlı olan kuzenim gülseren' e ait. Anlatamam onun elinden çıkan her hamurişi bir başka lezzetli opluyor. hep söylüyorum bu işi ticarete dök ben sana müşteri buluırum diye ama biraz sağlık problemleri olduğu için yoğun tempoda çalışamayacağını söylüyor. Geçen hafta sonu ona gitmiştik yine bu nefis poğaçaları yapmıştı tabii masadakiler tarafından sayısız tüketildi.   
Tarifi alındı ve sizlerle paylaşıldı.. Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum.

Malzemeler:

1 su bard. ılık su
1 su bard. ılık süt
1 su bard. sıvıyağ
4/3 paket yaş maya
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı toz şeker
3-4 su brd. un ( ilave olabilir)

Hazırlanışı:

Ilık su ve sütü yoğurma kabına alın. Tuz, şeker, ezilmiş maya ve sıvıyağı koyun karıştırın.
Unu azar azar ilave ederek kulak mememesi kıvamında hamur yoğurun.
10 dakika bekletin ve yumurta büyüklüğünde bezeler alıp parmak kalınlığında rulolar hazırlayın ve kendi etrafında döndürerek spiral poğaça şekli verin.
Yağlanmış tepsiye aralıklı olarak dizin ve 10 dakika daha bekletin üzerlerine yumurta sarısı sürüp sıcak fırında pişirin. afiyet olsun. 


28 Haziran 2011 Salı

Arkadaşlar Örgü kolik arkadaşımız çok güzel elişi bir şal hediye ediyor. Şayet elişinden hoşlanıyorsanız  sizde  uğrayıp bir göz atın. Ben çok beğendim..



















Blog adresi burada.. hepinize bol şans..

http://orgukoliktenorguler.blogspot.com/2011/06/cekilisime-davetlisiniz.html

21 Haziran 2011 Salı

Merhabalar, yeşil salata üzerinde yanyatmış bu lezzetli köfteler pırasalı.. Genelde bizde klasik zeytinyağlı pırasa yemeği yapılır ama bazen de farklılık olsun diye ya köftesi veya pırasalar kalınsa dolması yapılır.. Tarifi yazmadan burada önemle belirtmek istediğim,  köftelere ait fotoğrafın net ten, malzeme fotoğafının bana ait olduğu. Yaptığım köftelerin çok güzel ve net çekilmiş fotoğrafları benim aceleciliğim yüzünden yanlışlıkla silinince bende bunu belirterek emekle hazırladığım  tarifimi ısrarla yazmak istedim. 


Malzemeler:
250gr. kıyma
1 Yumurta
1 Orta boy kase ince kıyılmış pırasa
1 Adet kuru soğan
1 çay kaşığı karbonat
Tuz, karabiber,
Kıyılmış maydonoz,

2 Yumurta,

   Galeta unu



Hazırlanışı:
1- Pırasalar ve soğan çok az yağda yumuşayana kadar kavrulur, soğumaya bırakılır.
2- Malzemeler köfte kıvamında yoğrulur.
3- Gerekirse bir iki kaşık galeta eklenebilir.
4- Diğer tarafta ayrılan 1 yumurta yayvan bir tabakta iyice çırpılır, başka bir tabağa galeta unu konur
 5- Malzeme yarım saatliğine dolapta bekletilir.
6- Yassı köfteler hazırlanır, önce yumurtaya sonra galeta ununa bulanır ve çok az yağ gezdirilmiş tavada her  tarafı kızartılır.
7- Limon soslu yeşil salata ile servis yapılır.
   Afiyet olsun.

15 Haziran 2011 Çarşamba

Merhabalar, hepinize güneşli ve sımsıcak ama bunaltmayan, arada bir püfür püfür esen hatta şimdiki gibi ara sıra yağmur çiseleyen güzel bir yaz diliyorum. Bloglarda yoğun bir furya var malum.. Kremalı, krem şantili poğaçalar kurabiyeler vs.Pazar günü annemleri ziyaret günümüz olduğu için onlara birşeyler yapıp götürmek istedim , Bazen bir tarifi aradığımda o anda kimde ve nerde gördüğümü bir türlü bulamam bu tarif de böyle oldu. Kendi bildiğim birkaç tarifi harmanlayıp iki tarifi oluşturdum. Evde bir kutu krema ve iki paket (bir kutuda iki paket çıkıyor) krem şanti vardı bunlarla bir tatlı birde tuzlu denemek istedim. Kurabiye için kavrulmuş dövülmüş fındık ve krem şantileri, poğaça için de sıvı kremayı kullanmaya karar verdim. Sonuçta ortaya gecenin geç vaktinde mis kokulu çok nefis iki lezzet çıktı .Yarısı üç canavar tarafından  bitirildi yarısı da başına birşey gelmeden paketlendi annelere gitti. Buyrun..


Krem Şantili Kurabiye

Malzemeler:
2 paket toz krem şanti
1 su bard sıvıyağ (yarıyarıya yumuşamış tereyağ kullandım)
1 su bard. dövülmüş kavrulmuş fındık
3,5 su bard. un
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 adet yumurta( sarısı içine beyazı üstlerine)
1 çay bardağı Pudra şekeri (büyük boy)

Yapılışı:

Fındığın yarısı ve pudra şekerinin 1/3 i  üzeri için ayrlıp diğer malzemelerle bir kapta harmanlanır (hamur birazcık kumlu gibi olacaktır telaş yapmayın) Normal hamur gibi toparlamaya çalışmayın, streç filme sarıp buzdolabında yarım saat dinlendirin çıkartıp avcunuzda yuvarlak toplar yapıp önce çırptığınız yumurta beyazına, fındık kırıklarına bulayın aralıklı olarak dizin ve 180 derecede önceden ısıtılmş fırında pişirin. Sıcakken pudra şekeri serpin. Fındığın kavruk kokusu ve krem şanti lezzeti çok nefis oluyor ve ağızda dağılan bir kurabiye ortaya çıkıyor.

Not:
 -Pudra şekerim az olduğu için üzerine serpemedim. Bu ölçülerle 2 fırın tepsisi kurabiye oldu.
 -Bu kurabiyeye damla çikolatanın veya toz fıstığın da çok yakışacağını düşünüyorum. Sonraki    denemelerimde bunları kullanacağım. 




Süt Kremalı Kolay Açmalar
Malzemeler:
1 kutu sıvı süt kreması 200ml. 
2 yumurta
2,5 su bard. un (belki az daha gerekebilir)
1 çay bard. ezilmiş beyaz peynir
1 kahve fincanı yumuşamış tereyağ 
1 kahve fincanı ayçiçek yağ
1/2 limon suyu
1 çay kaşığı karbonat
çörekotu, susam vs.
Bir çimdik tuz
Yapılışı:
Derin bir kapta sıvı kremayı, yumurtaları (birinin sarısı üzeri için ayırın)ezilmiş peyniri tuzu ve yağları koyup karıştırın . Bir kasede karbonatın üzerine limon suyunu döküp köpürmesini sağlayın unu azar azar ilave edip üzerine limonlu karbonatı ekleyin ve oldukça yumuşacık bir hamur elde edin. 10 dakika kadar buzdolabında dinlendirin. Hamurdan ceviz kadar lokmalar alıp parmak kalınlığında rulo yuvarlayın ve düğüm atar gibi kıvırıp tepsiye aralıklı dizin. üzerlerine yumurta sarısı sürün. Çörek otu veya susam serpiştirin ve sıcak fırında pişirin..afiyet olsun..



Not:
- Peynir içine çok yakışıyor hem pratik oluyor uğraştırmıyor hemde istediğim şekli vermem kolay oluyor siz dilerseniz poğaça gibi veya farklı şekilde yapabilirsiniz.
-Uzun süre bayatlamıyor.
-Hamurunuzu mümkün olduğu kadar yumuşak tutun, pişerken daha güzel kabaracaktır.

10 Haziran 2011 Cuma

Arkadaşlar bu salata  bahar başından beridir arşivimi bekliyor bir türlü yazamamışım nedense.. Ahtapotu kardeşim Ankara'ya ziyarete geldiklerinde Çanakkale' den getirmişti aslında. Denizden çıkarılmış halinin de  resmi vardı ama ben o halini koymak istemedim hatta hazırlarken bile inanın ürktüm desem yeridir ama temizleyip belli işlemlerden geçiripte böyle salata olunca tadına da doyum olmadı.. Boyu abartısız 80cm-100cm. kadar vardı arkadaşlarıyla yakalamışlar ve köpük ambalaj içinde arabalarıyla bana getirmişler  ne de olsa abla bunu gereken lezzete ulaştırır..hayatımda hiç ahtapot temizlemedim ama tadının nefis olduğunu biliyordum bu yüzden de kolları sıvadım.. Ben size tarif olarak sadece 1 saat kadar düdüklü tencere de toz şeker ve su ile pişirdiğimi ve soğuyuncada her uzantısının ve vücudunun dış derisini kolaylıkla soyduğumu belirteyim. Ortaya pembe beyaz etli kısımları çıktı. Mısır konservesi, kıyılmış maydonoz daha sonra limon sızma zeytinyağı tuz karışımı sosla lezzet verdik. Lezzeti mi enfes ötesi bir şeydi.. ellerime sağlık..Belki deniz memleketindeki arkadaşlar bu lezzeti denemek isterler diye paylaşayım dedim.
Hepinize güzelliklerle dolu hafta sonu diliyorum.

Not:
İki orta boy kayık tabakta salata oldu. Neden restoranlarda fahiş fiyata satıldığını anladım, zahmetli ama  enfes bir meze..






6 Haziran 2011 Pazartesi

Yine çoğunluğu yağışlı, arkasından açan güneşle azıcıkta olsa yazı tatmaya çalıştığımız bir haftayı bitirdik sayılır. Bahçe sezonunu açtık dedim ama orada kaldık, geçen hafta sonu resmen bir içeriye bir bahçeye oyun oynadık desem yeridir.. Hepinize bereketli güzelliklerle, dostluklarla dolu bir hafta daha diliyorum..

Sevgili Tijen in bloğundan denediğim bu tatlıyı biz çok beğendik. hem çok hafifti hemde daha önce de Lorlu kurabiyede tattığımız gibi lor aroması çok yakışmıştı. Yapımı çok kolay, tek dikkat etmeniz gereken malzemelerinizi pütürsüz kıvamda hazırlayıp sıkma aparatında sorun yaşamamanız. Görüntü itibariyle davetkar, iştah açıcı.. çok çok güzel oluyor. Tavsiye ederim farklı tatları ve görüntüleri sevenlerin deneyeceklerinden eminim. 
Not: Tarifi orijinal ölçülerde veriyorum ama ben yarım ölçü ile denedim.




Malzemeler:

500 g tuzsuz lor, 4 adet yumurta, 2 çorba kaşığı toz şeker, 150 g un, 150 g irmik, 2.5 su bardağı süt, 120 g tereyağı, ½ paket kabartma tozu, 1 paket vanilin

Şerbet için:

3 su bardağı toz şeker, 3.5 su bardağı su, ½ limon suyu

Yapılışı:

Şekeri ve suyu tencereye ilave edip kaynatın. kaynamaya başladıktan 10 dk sonra limon suyunu ekleyip 2-3 dk daha kaynatın. Tencereye sütü ve tereyağını koyup kaynatın. Kaynamaya başlayınca bir kenara alıp üzerine irmiği ve unu ekleyip hızlı bir şekilde karıştırın. Tekrar ocağa verip 2-3 dk daha pişirin. Ardından bir kenara alıp soğutun. Yada mikser yardımıyla devamlı karıştırarak soğutun. Soğuduktan sonra önce vanilini ardından kabartma tozunu ekleyip mikser ile çırpın. Daha sonra yumurtaları teker teker ekleyip mikser ile çırpmaya devam edin. Son olarak tuzsuz loru da ekleyip tekrar mikser ile çırpın. Fırın kabını çok az yağlayın. Pasta kreması sıkma aparatı ile (Yıldız ucu tercih edin) hamuru tepsiye aralıklı olarak sıkın. Önceden ısıtılmış 160 derecelik fırında kızarıncaya kadar pişirin. Fırından çıkardıktan 5 dk sonra üzerine ılık şerbeti döküp şerbetini çekmesini sağlayın. Dinlendirdikten sonra servise sunun. Arzu ederseniz üzerine hindistan cevizi veya fındık,fıstık,ceviz serpebilirsiniz.













27 Mayıs 2011 Cuma

      Havaların ısınmasıyla artık bahçelerde otururken demlenen güzel bir çayın yanında veya  açık havada yapılan yürüyüşlerin sonunda atıştırmalık hazırlanabilecek bir çörek. İnanın o kadar çabuk ve lezzetli oluyor ki sizde denediğinizde şaşıracaksınız.

İşte tarifi:

Malzemeler:
2 yemek kaşığı tepeleme tereyağ
1 çay bard. sıvıyağ (büyük boy)
1/2 limon suyu
1 çay bard. yoğurt
1 çay kaşığı karbonat
2 iri yumurta ( birinin  sarısı üzerine ayrılacak)
1 tatlı kaşığı toz şeker, bir tutam tuz. 
Aldığı kadar un( biliyorum çoğu arkadaş bu un ölçüsünde takılıyor ama elim alışmış hep unutuyorum ne kadar un ilave ettiğimi. siz yumuşacık bir hamur kıvamına kadar azar azar ekleyin bence)

İç malzemesi:
beyaz peynir, haşlanmış rendelenmiş patates ve kıyılmış maydonoz , karabiber.

Hazırlanışı:
-Yumurta sarısının birini üzeri için ayırın .Fırını ısıtın.
- Cam kasede yoğurt, oda sıcaklığında yumuşamış ama tam eritilmemiş olan tereyağ sıvıyağ, tuz ve  şekeri   birbirine iyice karıştırın.
-Limon suyunu bir kaseye koyun, üzerine karbonatı ekleyin ve köpürüp kabarınca diğer malzemelerin üzerine ilave edin.
-Azar azar un ekleyerek yumuşacık bir hamur yoğurun, üzerini streçleyip buzdolabında yarım saat mutlaka dinlendirin.
- İç malzemesini hazırlayın . Hamurdan mandalina kadar lokmalar alıp ya çay tabağı büyüklüğünde açarak veya komple hamuru 1/2 cm kalınlıkta açıp  yine o büyüklükte olan bir kavanoz kapağıyla daireler kesin.
- İç malzemesini koyup yuvarlayın iki ucunu hafifçe içe bükerek ay şekli verin yumurta sarısı sürüp fırında pişirin. Afiyet olsun.

Not.
Hamurunuz oldukça yumuşak olsun ki çörekleriniz daha iyi kabarabilsin.
Karbonatla limon suyunun karışıp köpürmesi, çöreklerinizin daha gevrek olmasını sağlar.



Tuzlunun yanına  birde tatlı lazım değil mi?




Çikolatalı milföy bohçaları:

Malzemeler:
Dilediğiniz kadar milföy ve çikolata dilimleri

Oda sıcaklığında yumuşattığınız milföy karelerini köşegen olarak L şeklinde kesikler atın. içine bir dilim çikolata koyun uçların birbirine yapışması için birazcık yumurta sarısı sürün ve her bir ucu karşılıklı olarak tepede birbirine yapıştırın sıcak fırında nar gibi kızarana kadar pişirin sıcakken bol pudra şekeri serpin. Bu kadar... Dilerseniz içine  bir çok farklı malzeme koyabilirsiniz.Örn. elmalı iç, fındıklı sarelle..vs. 


Yedik içtik, hadi şimdi biraz da kalkıp bahçemde gezinelim mi?


İnci çiçeği


Fare kulağı

Güller yavaş yavaş açmaya başladılar


Cezayir Menekşesi



Şakayık

hepinize bol güneşli güzel bir hafta sonu diliyorum, sevgiyle kalın.
,










CAFEDERYA

CAFEDERYA
Tasarım pastalar,kurabiyeler, cupcakeler. Ayrıca Ev yapımı hamur işleri, tatlılar, mezeler, yöresel lezzetler...

Atam İzindeyiz

Atam İzindeyiz

Blogroll

free counters

Popüper Yazılar

Blog Arşivi

Yukarı