Yeni Yıl

19 Temmuz 2011 Salı

Merhabalar, bu hafta sonu kısmet olursa 10 gün sürecek bir tatile çıkacağız . Tabi ailemize minik Can katıldığı için tatilde onlarda yanımızda olacaklar ve daha çok birlikte vakit geçireceğiz. Bakın nasılda anneannesine anlamlı anlamlı bakıyor tatlı böceğim..

İnternet bağlantısının olup olmadığını net öğrenemedim . Eğer uygun olursa tabiki sizleri takip edeceğim.



Hepinize sevgi ve huzur dolu bir yaz diliyorum. Görüşmek üzere esenkalın.

Sıcak yaz günlerinde kolaylıkla yapabileceğiniz hafif bir tatlı.. Sunumu ile konuklarınıza da hoş ikram olacaktır. Klasik muhallebiye krem şanti ilavesini, ilk muhallebili kadayıf tatlısından öğrenmiştim ve böylesinin  çoğu kişi tarafından daha çok beğenildiğini gördüm, bu yüzden bu tatlıya da yakışacağını düşünerek ilave ettim biz çok beğendik yalnız dondurma kaselerimiz biraz büyük olduğu için bir seferde çok geldi, siz dilerseniz daha küçük kaselerle ( 4 dondurma kasesi çıktı) servis yapın.  



Muhallebisi için; 

Malzemeler:
 1 lt. süt
1 su bard. şeker
1 su bard. un
1 paket krem şanti,  vanilya,

Sos malzemesi:
1 paket hzır çikolata sos
3 su bard. süt
Damla çikolata toz fıstık

Hazırlanışı::
 -Un, şeker ve sütü  bir tencereye koyun,
-Muhallebi kıvamında devamlı karıştırarak pişirin
- Ocaktan alın, içine krem şantiyi vanilyayı ve tereyağını koyup 3 dakika mikserle çırpın
-Arzu ettiğiniz servis kaselerine paylaştırın 
-Çikolata sosunu sütle karıştırın, pişirin ve muhallebinin üzerine paylaştırın
-Dilerseniz toz fıstık, damla çikolata veya hindistan cevizi rendesiyle süsleyin
  dolapta soğutun ve servis yapın.

15 Temmuz 2011 Cuma

Bugün farklı bir başlık bırakmaktı niyetim ama acı haber yürekleri dağlanan her ana baba gibi benimde yüreğimi yaktı kavurdu.. Bir an kendimi onların yerine koymaya çalıştım koyamadım buna bile yüreğim dayanamadı bilmem onlar nasıl dayanacak. Şu bir gerçek ki ağızlarından ''vatan sağolsun''  sözleri çıksa da  yürekleri farklı isyan edecek..
Bloglardan ve birkaç gazete yazarından bu acıya dair duygularını paylaşmak istedim.
Kandiliniz mübarek olsun dualarımız bu yüreklere olsun olur mu.. sevgiyle kalın..


  Ful Yaprakları
15 Tem 2011 – Ne yazılır ki böyle bir günde? İnsanın içinden bir şeyler yazmak gelir mi? Ne yeni model ayakkabılar, ne evime aldığım eşyalar, ne tatil, ne güneş, ne de yaşadıklarımızdan bir parça bir şeyler... Aslında tüm bunlar ne kadar da boş öyle değil mi? Hayatın gerçekleri ne kadar acı, ne kadar keskin

Gencecik insanları kaybediyoruz ya hani..
Hani ailelerinin ocağına ateş düşüyor ya..
Hani sevgilileri yollarını gözlemeyi bırakıyor ya..
Hani daha tam ellerindeki silaha alışmamışken çatışmaya gidiyorlar ya
Hani toprak parçası paylaşılamıyor ya
Ve hani annelerin babaların en değerli varlıkları özlem doluyken bir anda gidiyor keşke bir daha sarılabilseydim cümleleri kuruluyor ya..
Neden diye sormaktan kendimi alamıyorum bu kadar kötü insan varken neden daha en güzel yıllarını yaşayamamış olanlar diyorum..
-----------------------------


Sözün  bittiği  yerdeyiz.

Çünkü  çok  söz  söylendi  söyleniyor..

Ama  değişen  ne  var?

Şu  an bildiğim bir  şey;  artık  duymak  istemediğim  sözler ( o  klişe  sözler) var.  Hiç  de  acımı  dindirmiyor  o  sözler.  Bir  de  görmek  istemediğim  yüzler ... Yeter  artık! Yeter!!!!
-------------------------

Mehmet Tezkan’ ın yazısından alıntı..

Milliyet

Daha önce onlarca kez, son 30 yıldır yüzlerce defa yaşadık.. Yine aynı senaryo..
Ne zaman bu mesele öyle veya böyle en azından konuşulmaya başlansa silahlar patlıyor..
Yine cenazeler, yine gerginlik, yine öfke!..
Türkiye hep böyle mi yaşayacak?
............
............

Adını koyalım…  Rauf Tamer’den 
 Hürriyet


Nedir bu?
-Terör mü
-İsyan mı
-Savaş hali mi?
.................
.................
------------------------ 
Ölümüne Ninni

Kapat usuluca gözlerini
Uzat üşümüş ellerini
Sakla o masum yüreğini
Zaman gibi sezsiz uyu
Bu dünya dipsiz kuyu

Pamuktan kalbin solmadan
Hayat yüzüne vurmadan
Uyu yavrum uyu
Bu dünya dipsiz kuyu
…………
…………  Toygar Işıklı

7 Temmuz 2011 Perşembe

Çoktandır bloğa yazıp yazmamakta teredütüm vardı ama kızım  Canan kendi bloğunda çocukluk yıllarını yazınca hem çok duygulandım ,hem de bir cesaret bende arşivimdeki yazımı siz değerli okuyucularımla  hemen paylaşmak istedim.

   Daha önce Ağaçlar.Net 'te arkadaşlarla bu konuda bir paylaşımımız olmuştu. Okurken aynı zamanda sizin de çocukluğunuza gidebileceğinizi düşünerek burada da yazmak istedim. Yazmamın nedeni belki eskilere özlem, belki tadı tuzu kalmayan insan ilişkileri .
   1967-68 yazında ilkokul üçüncü sınıfa geçtiğim yılda taşındık bu eve... Tek katlı olarak, aşı kırmızısı badanalı evimizin önünde evin genişliğinde bir bahçe ve bahçeyi ikiye bölen, yanlarında yarım metre yükseklikte beton duvarları olan merdivenleri vardı. O iki küçücük bahçede neler yoktu ki. Elma, erik, fındık, şekerpare cinsi dedikleri kayısılar, Napolyon kirazı, asma, dut... daha ismini sayamayacağım pek çok ağaç vardı. Merdivenlerin kenarındaki beton duvar üstlerinde sardunyalar, uyku çiçeği küpeli çiçekleri bulunurdu. Onları sulayabilmek için su kovasını taşımak zevkli ama bir o kadar da yorucuydu. Evin bitişiğinde bir kömürlüğümüz vardı. Kış için alınan odun kömürü, çoluk çocuk çuvalla veya küçük kutularla buraya taşırdık ve annemle babam da düzgün bir biçimde istif ederlerdi.
    Dut ağacımız hemen kömürlüğün yanı başındaydı. Dallarına, kömürlüğün yan tarafındaki merdivenle çıkılan beton damından uzanırdık. Anneciğim bahçedeki kayısılardan (kireç suyuna yatırarak) çok güzel reçeller yapardı ( ben annem kadar güzel reçel yapana rastlamadım hala). Asmamızın da üzümü çok tatlı bir cinsti. Daha sonraları o asmadan kendi bahçeme de dikip büyütmek kısmet oldu. İlkbaharda bahçemize soğan, nane, maydonoz, tere vs. ekilir, olduğunda da her sabah taze taze toplanır kahvaltı safrasına konurdu. Bahçenin sokak kapısı düzenli olarak süpürülür,merdivenler bol sularla yıkanırdı Tek lüksümüz Polis Radyosu'nda istek saatini ve haftanın bir gecesinde de radyo tiyatrosunu can kulağıyla dinlemekti. Hem okula giderdik hemde o zamanın moda olan elişlerini çeyiz olarak hazırlardık. Ramazanlarda sahur sonrası çoğunlukla yatmazdık, sıcasık soba yanında oturur elişi yapar,ders çalışır veya ertesi günün yapılması gereken işlerini yapardık. hem okula gidip hem de nasıl uykusuz kalabilirdik şimdilerde hayret ediyorum.
    Sonbahara doğru konu komşu toplanır, kışlık erzakları toptan satın almak için  Samanpazarı'ndaki at pazarı veya koyun pazarı dedikleri yere gidilirdi. Çevre köylerde yerli domatesler yetişince satın alınır, büyük kaplarda süzdürülürdü. Bahçenin boş olan bir köşesinde kurulan büyük bir ocakta bakır leğenlerde salça olmak üzere kaynatılırdı. Salça kaynatma işi bitince leğeni komşu hanımlar bulaşık teli ve odun külüyle iyice ovar, pırıl pırıl parlatırdı. Salça kaynarken bir taraftan da yardım edenlerin yiyeceği yemekler ortaklaşa hazırlanırdı. Yine yardımlaşarak kış için erişteler, yufkalar tarhanalar hazırlanırdı. Bir süre sonra, evimizin çatısının değişmesi gerekti. "Hazır çatı açılmışken biraz paranız varsa üst kat çıkın" diyenlere kanan annem ve babam, borç harç üst katı çıktılar. Tabi amele yevmiyesi ödemeyelim diye çemento torbalarının ve kerpiçlerin büyük bir bölümünü biz çocuklar taşımıştık. Babamın elinde para kalmayınca biraz sıkıntı olmaya başlamıştı. Bu ana kadar harcanan paraların büyük bir bölümü de anneciğimin gece gündüz diktiği dikiş paralarıyla ödendi. Çünkü dört çocuk da okuyorduk ve bir öğretmen maaşı geçimimize ancak yetiyordu. Üçü kız, biri erkek dört kardeştik ve hep birbirimizin küçülen giysilerini giyerek ve annemin diktiği giysilerle büyüdük. Bu arada yakın mahallede kiracı olarak oturan amcamlar ev almak istediler ve babamdan bahçenin yarısını ve evin sağ tarafındaki boş arsayı kendisine satması konusunda ikna ettiler. Babama bu teklif cazip gelmişti çünkü ona göre isteyen hem yabancı değildi, hem de acilen paraya ihtiyaç vardı. Annemle bu konuda gizli gizli çok kavgalar ettiler. Annem babamın öğretmenliği dolayısıyla bulundukları her şehirde çevresindekilerden çok şey öğrenmiş, kendini geliştirmiş ve olağanüstü becerikli bir hanımdı. Sanki mahallenin hemşiresi, aşçısı veya öğretmeni gibiydi.İlkokulda çarpım tablosunu bize annem öğretmişti. Ama bu satış konusunda,ileride bizler evlenip çoluk çocuğa karıştığımızda sıkıntı doğabileceğini babama bir türlü kabul ettirememişti. Günler geldi geçti üst katın inşaası bitti biz oraya taşındık ve sonunda bizim bahçenin yarısına bir gece kondu inşaa edildi, bununla kalmadı tabiki. İşte o günden sonra bahçenin de bizimde ev düzenimiz bozuldu. Amcam 1 oda + 1 salon yeter dediği boş arsaya her sene gelişigüzel birşeyler ilave etmeye başladı.Zaten artık bizim olmayan bahçeden hiç eser kalmadı. Şimdi ne halde diye sorarsanız artık annemler orada oturmuyorlar. Annem yılların yorgunluğunu kaldıramadı, Bir ameliyat için hastanede yattığı bir gece kalp krizi geçirdi ve apar topar kalbine pil takmak zorunda kaldılar. Daha sonra iki kere felç geçirdi Artık annemde babamda o iki katlı evimizin üst katına inip çıkamaz oldular. Yine de oturulacak hiç bir cazip tarafı kalmayan evi babama sattıramadık. Yıllar sonra babamı zar zor ikna edip çarşı içinde bir daireye taşınmalarını sağladık. Annemlerden sonra tadı tuzu kalmayan o güzelim mahalledeki eski komşularımız da birer birer evlerini satıp bizimkiler gibi apartman dairelerine taşındılar. Orada ise amcamlar ve bizim iki katlı evde de kiracılar var. Şimdilerde ne bahçeden eser var ne de eski ilişkilerden. Kiraz ve kayısı ağaçları yıllara meydan okumasına rağmen daha fazla dayanamadı ve bakımsızlıktan kurudu. Erik, elma ve fındık ağacını sorarsanız onlar, amcamların satın aldığı tarafta olduğu için anında kesilip yerine bilmem kaç oda+salon yapılmıştı zaten. Salça kaynatılan bakır leğen şimdi kimde hiç hatırlamıyorum. Ben çocukluğumdan beri hep bahçeli bir evim olsun diye dua etmiştim, çok büyük olmasa da bize yetecek kadar şirin bahçesi olan bir evimiz var çok şükür. Şimdi bile ev çiçeklerini annem gibi çok severim,onun gibi kışlık yiyecekleri hazırlamaktan zevk alırım. Minicik balkonumuzda çoğu kişinin artık bilmediği, geceleri mis gibi kokan mum çiçeklerim var. Hala evimde o yıllarda hazırladığım beyaz dantel örtülerimi hiç üşenmeden severek kullanırım. Bahçemizde annemlerin bahçesinden getirebildiğimiz ve her sene körpe yapraklarından sarma yaptığım kocaman asma ağacı ve hiç büyümeyen yeni dünya ağacı var. Darısı evi olmayan tüm dostlara diyorum...
 Biz hala her hafta istisnasız annemleri ziyarete gider geliriz. o haliyle bile annem bize bir şeyler hazırlamaya yedirmeye gayret eder. Babam da evi değerinden satmadığına hayıflanır durur. Allah onları başımızdan eksik etmesin..

 Not: Bu yazıyı kızlarla düzenlerken eşim de bir ilave yapacağını söyledi. O yıllarda ev inşaası sırasında yağmur yağma ihtimaline karşı çatının bir an önce kapanması işlerinde Komşumuzun oğlu olarak bize yardım için geldiğini söylediğinde, bunu benim hiç hatırlamıyor olmam karşısında kahkahayı bastık. .

1 Temmuz 2011 Cuma


       


     Hepinize merhabalar, haziran ayını henüz yaz sıcaklarını tam tadamadan geride bıraktık. İnşallah  artık temmuz ağustos aylarında  ısınırız.  Eskiler ağustosun yarısı yaz yarısı kış derlerdi ama artık görünen o ki eskine eski mivsimlşer kaldı ne de eski insanlar..Doğaya verdiğimiz bilinçsiz tahribat acımasızca yine bize dönüyor. Yine de bizler doğayı ve sağlığımızı korumaya devam edelim.      
Yaz günlerinde daha çok zeytinyağlı hafif yaz yemeklerini tercih edelim, Ev yapımı içeceklere daha çok yer verelim. Limonnata ve ayran en sağlıklı içecekler arasında. Ara da birde yukarda ki gibi pofidik poğaçalarla kaçamak yapalım. Bu poğaçalar yine eli ve dili çok tatlı olan kuzenim gülseren' e ait. Anlatamam onun elinden çıkan her hamurişi bir başka lezzetli opluyor. hep söylüyorum bu işi ticarete dök ben sana müşteri buluırum diye ama biraz sağlık problemleri olduğu için yoğun tempoda çalışamayacağını söylüyor. Geçen hafta sonu ona gitmiştik yine bu nefis poğaçaları yapmıştı tabii masadakiler tarafından sayısız tüketildi.   
Tarifi alındı ve sizlerle paylaşıldı.. Hepinize güzel bir hafta sonu diliyorum.

Malzemeler:

1 su bard. ılık su
1 su bard. ılık süt
1 su bard. sıvıyağ
4/3 paket yaş maya
1 tatlı kaşığı tuz
2 yemek kaşığı toz şeker
3-4 su brd. un ( ilave olabilir)

Hazırlanışı:

Ilık su ve sütü yoğurma kabına alın. Tuz, şeker, ezilmiş maya ve sıvıyağı koyun karıştırın.
Unu azar azar ilave ederek kulak mememesi kıvamında hamur yoğurun.
10 dakika bekletin ve yumurta büyüklüğünde bezeler alıp parmak kalınlığında rulolar hazırlayın ve kendi etrafında döndürerek spiral poğaça şekli verin.
Yağlanmış tepsiye aralıklı olarak dizin ve 10 dakika daha bekletin üzerlerine yumurta sarısı sürüp sıcak fırında pişirin. afiyet olsun. 


CAFEDERYA

CAFEDERYA
Tasarım pastalar,kurabiyeler, cupcakeler. Ayrıca Ev yapımı hamur işleri, tatlılar, mezeler, yöresel lezzetler...

Atam İzindeyiz

Atam İzindeyiz

Blogroll

free counters

Popüper Yazılar

Blog Arşivi

Google+ Followers

Yukarı